Âlimken arif oldun peki âşık olmaya namzet misin?

Allah sadece kalbi verir. İçini sen doldurursun!

Allah senin kapından aşk sarayına bir insan alacaksa, o insana sen nasıl “ben seni sevmiyorum” dersin?

Allah’ın sırrı sensin, kalbine yolculuk et.

Altın olsam; değerimi herkes bilir. Ben basit bir demir olayım… Değerimi sadece anlayan bilsin!

Anladım ki gönül çuvalımdaki kelimeler sana yetmez. Oysa gönlüm güzel olmazsa, bahçemde bir gül dahi bitmez, ey sevgili, senin “aşk’ın daim olsun. Benim yaram olsa da fark etmez!

Anladım ki, insanlar susanı korkak, görmezden geleni aptal, affetmeyi bileni çantada keklik sanıyorlar. Oysa ki; biz istediğimiz kadar, onlar hayatımızdalar, göz yumduğumuz kadar dürüstler ve sustuğumuz kadar insanlardır!

Aradığın şey o kitaplarda değil, aradığın şeyi okuyarak bulamazsın. Sende eksik olan şeyi gözlerinle tamamlayamazsın. Aradığın şeyi dünya’da arayacaksın, aradığın şeyi yüreğinle bulacaksın. Dünya’da ki tüm kitaplar, tüm hesaplar, akıl oyunları, sayfalarca laflar, sevginin yerini tutmaz. Okuyarak öğreneceksin ama severek anlayacaksın.

Arş dönüyor, yıldızlar dönüyor dersin. Zahirdir gördüğün, zahirde dönersin. Marifet dönmek değil, bulmaktır bilesin … !

Arza hacet yok, halim sana ayandır. Dile gerek yok, sessizliğim sana beyandır. Söze lüzum yok, susuşum sana kelamdır. Kelama ihtiyaç yok, aşk sana figandır.

Aşık odur ki, Allah’tan aldığı aşk emanetini Allah’a verir. Aşk mezhebinde her şey yüce aşk’a kurbandır.

Aşık olmakla sevmek arasındaki farkı sormuşlar. Cevaplamış Şems: senin baktığına herkes bakar; ama senin onda görebildiğini herkes göremez. Herkes aşık olabilir; ama hiçkimse senin gibi sevemez. Tek fark sensin. Seni özel kılan sevdiğin değil, sevgin…

Aşk dedi Mevlana, cevap verdi Şems; Bazen "CAN" olur, bazen "GAM" olur, bazen kocaman bir "HİÇ".

Aşkı kalem yazmaz ki kitaplarda bulasın.

Bana göre aşık öyle olmalı ki, şöyle bir kalkınca, her tarafı ateşler sarsın; her tarafta kıyametler kopsun.

Başkalarına baktığın gözle, leylâ’yı nasıl görebilirsin? Onu göz yaşlarınla tertemiz yıkamadıkça!

Başlı başına bir dünyadır aşk. Ya tam ortasındasındır merkezinde, ya da dışındasındır hasretinde.

Bazen arkasına dönüp bakması gerekir insanın; nerden geldiğini unutmaması için.

Bazen, uzaklaşmak gerekir yakınlaşmak için. Bazen, hatırlamak gerekir hatırlanmak için. Bazen, ağlamak gerekir açılmak için. Bazen, anmak gerekir anılmak için. Bazen de susmak gerekir duymak için.

Bazısı gelirken, bazısı da giderken gönül açıklığı verir. Dikkat et ve iyi bak ki, sendeki bu gönül açıklığı giderken mi, yoksa gelirken mi beliriyor?

Ben seni nasıl incitebilirim? Ayağına bir öpücük kondurayım desem, kirpiklerimin dikeni ayağına batar da rahatsız eder diye korkarım!

Bil ki, güneşe bakmaya cesareti olmayan, gölgede kalmaya, gölgeyi ışık sanmaya mahkumdur.

Bildiklerini unut. Diyor dost. Gel al eline bir silgi, şu yeni başlayan güne bilgilerini silmekle başla. Zanlarını, yargılarını, önyargılarını ve dahi bütün genellemelerini koy bir çuvala ve hepten terk et. Gıybet etme sakın,… bil ki dedikodu denilen şey mıknatıs gibi kötü enerji çeker. Kimsenin aleyhine konuşma, uzaktan atıp tutma, insanları kem dille yargılama, bil ki yanılırsın.

Bir an bekle, arkana dön ve unuttuklarını anımsa.. Kaybettiysen ara, kırdıysan af dile, kırıldıysan affet; çünkü hayat çok kısa.

Bir gül kadar güzel ol; ama dikeni kadar zalim olma. Birine öyle bir söz söyle ki, ya yaşat ya da öldür; ama asla yaralı bırakma.

Bir kişi, Allah’tan başka kimseye ihtiyacı olmadığına inanırsa, Allah onu başkasına muhtaç etmez!

Bir koyar, bir alır insan. Bilmeden kendi hesabını dürer. Hiçbir konuda emin olma. Kendini ayrıcalıklı sayma. Konumuna ya da mevkine, ismine veya şöhretine güvenme.

Bir şey yap. Güzel olsun. Çok mu zor? O vakit güzel bir şey söyle. Dilin mi dönmüyor? Güzel bir şey gör. Veya, güzel bir şey yaz. Beceremez misin? Öyleyse güzel bir şeye başla. Ama hep güzel olsun. Çünkü “her insan ölecek yaşta.” Geç kalmayasın.

Biri gelir seni sen eder, biri gelir seni senden eder.

Birini ne kadar çok aşağılar yahut dışlarsan, onun durumuna düşme ihtimalin o kadar artar. Kâinatın matematiğidir. Bir koyar, bir alır insan. Bilmeden kendi hesabını dürer diyor dost… hiçbir konuda emin olma diyor dost… kendini ayrıcalıklı sayma. Konumuna ya da mevkiine, ismine veya şöhretine güvenme. Şu hayatta tüm zahiri kisveler sabun köpüğünden ibarettir.

Biz Allah’tan gelene razı olursak Allah’ta bizden razı olur.

Bu nicelik ve nitelik dünyasının ucunda dertli sesiyle konuşan bir adam durmakta! Gözü kartallarınkinden bile daha keskin yüzü şahididir gönül ateşinin iç ateşinin yakıcılığı artıyor her zaman arzuyla dolu bir ruhtan, yanan bir avuç topraktı aşk ve sarhoşluktan nasipsiz bilginler tedavi için nabzını hekim eline verdiler.

Cehennem gibi olmalı, cehennemi bile yakıp yandıracak bir gönül istemeliki, o gönlün önüne iki yüz deniz çıksa, hepsini de yaksın, yandırsın. Onun tek bir dalgası bilindik denizlere taş çıkartsın.

Çok üşüyorum dedim, dur üstüme birşey alıp geleyim, dedi. Nasıl yani, üşüyen benim ama, dedim. Tamam işte, içimdesin ya, dedi ve ısındım!

Dedim ki : etrafında dolaşsam beni kınıyorlar?! Dedi ki : zaten biz, kınanmadık sevgi görmedik ki…

Derdini sade anlatan adam dertlidir. Güzel anlatan edebiyatçı, haliyle anlatan aşık, tebessümüyle örten âriftir!

Diyorlar ki dost acı söyler? Acıyı söyleyene dost denilmez ki! Seni sevmeyen acı söyler dostun sana söyleyeceği acı dahi olsa senin canını acıtmayacak şekilde tatlı dille söyler.

Dostluk gül olmaktır, yaprağı ilede, dikeni ilede.

Dünyada tek bir mümin üşüyorsa; lsınma kakkına sahip değilsin!

Dürüstlük bir şehirdir, ben de o şehrin sultanıyım, onda kendim yaşayayım, kendim öleyim, kendim korunayım…

Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir diye endişe etme. Nereden bilebilirsin hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?

Eğer Allah seni bana yazmışsa, benden kaçışın yok. Lakin kader seni benden almışsa, ağlamaya lüzum yok.

Eğer çok konuşmak faydalı olsaydı, Allah iki ağız, bir kulak verirdi. Onun için, çok dinleyip az konuşmak gerek!

Eğer susarsan, konuşman daha aydınlık olur. Çünkü sükutta, hem sessizliğin ışığı, hem de konuşmanın faydası gizlidir.

Elalem şarap içer sarhoş olur, biz aşk ehliyiz, içmeden sarhoş olmuşuz.

Elimde olsa cenneti ateşe verir, cehennemi de bir kova suyla söndürürüm ki geriye aşk baki kalsın!

Ey aşk! Sen öyle bir kişisin ki, dünya tokları, senin vuslatının açlarıdır.

Ey aşk! Seni senelerce yaban ellerde, hoyrat dillerde aradım. Oysa bendeymişsin bilememişim. Oyalanmışım. Kalakalmışım.

Ey celaleddin, talipsen yüreğime, yalnızlığını adayacaksın bana.

Ey gönül! Şimdi sorarım sana, hangi aşk daha büyüktür? Anlatılarak dile düşen mi, anlatılmayıp yürek deşen mi?

Ey insan! Kaf dağı kadar yüksekte olsanda; kefene sığacak kadar küçüksün. Unutma! Herşeyin bir hesabı var; Üzdüğün kadar üzülürsün.

Ey sevgili, talipsen yüreğime, yalnızlığını adayacaksın bana.

Gamzelendi gönül yine devası ah’tır. Gönlü mahzun olanın dostu Allah’tır...

Gel bakalım, ateşle nasıl oynanır göstereyim. Gör bakalım ateş mi seni yakar, sen mi ateşi?

Gelişim davetsizdi, gidişim de elvedâsız olsun istedim.

Gençliğimde aradığımı yaşlılığımda buldum, neylersin. Ya ben erken geldim, ya sen geç kaldın vuslata, neylersin. Kader!

Giderken kendimi sende bırakmayı diliyordum, gördüm ki, sana hiç gelmemişim. Anladım ki, iyi niyetlerle dolu temenniler yalana sıvanmış teşekkürlerde boğuluyormuş. Merhabanın boynunu bükene, elveda demek zulümmüş.

Gökleri bir mendil gibi dürüp avucuna almalı.. Sonsuz zevalsiz çerağı, bir kandil gibi gök kubbesine asmalı.

Gönlüm o köpeğin (nefs’in) yüzünden bir aydınlığa eremedi. Hep onu şöyle idare et, böyle yaşat ki, kimse vurup inciltmesin kaygısı ile oyalandım.

Güvendiğiniz dağlara karlar yağdığında, en güzel çare, dağ ile karı başbaşa bırakmaktır. Gün gelip karlar eridiğinde; dağ yolunuzu gözleyince en güzel cevap, başka bir dağdan selam yollamaktır.

Güzel bir gülü, güzel bir geceyi, güzel bir dostu herkes ister. Önemli olan gülü dikeniyle, geceyi gizemiyle, dostu tüm derdiyle sevebilmektir.

Hazret-i şems’i, konuşup nasihat etmesi için bir meclise davetetmişler.Meclise girer girmez köşe bir yere oturunca kendisini baş köşeye davet edenlere de şu cevabı vermiş: adam adamsa oturduğu her yer köşe olur ona! Adam adam değilse, köşe bile eşik olur ona!

Her hakiki aşk, umulmadık dönüşümlere yol açar. Aşk bir milad demektir. Şayet aşktan önce ve aşktan sonra aynı insan olarak kalmışsak, yeterince sevmemişiz demektir. Birini seviyorsan, onun için yapabileceğin en anlamlı şey değişmektir!

Her insan için bir aşık olma zamanı vardır, bir de ölme zamanı.

Her kimsenin, kendisinde bulunan iki şeyin birisini öldürüp, birisini diri tutmaya çalışması lâzımdır. Öldürmesi îcâb eden şey nefsidir. Çünkü nefsi öldürmedikçe, rahata ermek düşünülemez. Diri tutması lâzım gelen şey de, gönüldür. Çünkü gönlü ölü olanların mesûd ve bahtiyâr olması düşünülemez.

Her şey çok olunca ucuzlar; edep bunun aksinedir, o çoğaldıkça değeri artar.

Her şey insanoğluna feda iken, insanoğlu ise kendine cefa olmuştur.

Her şeyin bir hesabı var üzdüğün kadar üzülürsün.

Her şeyin en büyüğü iki şeydir: ilim ve hoşgörü.

Her yolun bir adabı vardır.Allahı sevmenin de bir adabı vardır..Derviş sadece gönlü geniş ve ruhu gezgin bir sufi demek değildir ki.

Herkesi kendine eşit gör, her kim olursa olsun bir insanı küçümsemek akılsızlık, çok büyük görmekte korkaklıktır.

Heyhat! Mum gibi erimiyorsa insan, “yanıyorum” dememeli; yanmaktan korkuyorsa kişi “aşk kapısı”ndan girmemeli… ya “kor yürekli” olmalı insan, ya da kor barındıracak “yürekli”!!

Hüzün ki en çok yakışandır âşıklara. Yandık, yakıldık; ama hüzünden yana asla yakınmadık. Ne de olsa biz mahzun bir peygamberin ümmeti değil miyiz? Hüzün taze tutar aşk yarasını. Yaramdan da hoşum, yârimden de.

İlim üç şeydir: Zikreden dil, şükreden kalp, sabreden beden.

İlmi olmayan bir beden suyu olmayan bir şehre benzer.

İlmin en büyük düşmanı, sabırsızlıktır.

İnancın büyük olsun ama inancınla büyüklük taslama!

İnsan yoksul düşse, iftiraya uğrasa, hapse girse, hatta esir olsa bile yine başı dik, gözü pek, gönlü emin bir halife gibi davranmaktan vazgeçmemelidir.

İnsanlar maşuk aramıyor, bencil duygularına köle arıyor. Köle buluyor ama aşkı bulamıyor.

İnsanoğlunun edepten nasibi yoksa, insan değildir. İnsan ile hayvan arasını ayıran edeptir.

Irmaklar kurusaydı, deniz olmazdı. Eğer aşk muteber olmasaydı seni senden daha iyi bilen Adem ve Havva'yı yaratmazdı.

İşimiz Allah’a kalmışsa, olmuş bil.

Kaç aşk eleğinden geçmem lazım, yedi deryayı bir yudumda içmek için?

Kadın; bilene nefes, bilmeyene nefs'tir.

Kalk, silkelen, kendine gel. Umutsuzluğa sarılma. Umutsuzluk şeytandan, ümit etmek ise Allah’tandır.

Kalp midir insana sev diyen,
Yoksa yalnızlık mıdır körükleyen?
Sahi nedir sevmek; bi muma ateş olmak mı,
Yoksa yanan ateşe dokunmak mı?

Kalp ruha der ki: Ben severim, aşık olurum;ama acısını nedense hep sen çekersin. Ruh da cevap verir: Sen yeter ki sev.

Kapımıza değil; Kalbimize vuran buyursun.

Kendini ancak bir başka insanın aynasında tam olarak görebilirsin.

Kır kalemin ucunu. Bundan sonraki yolculuğumuz aşk yolculuğudur. Aşkı kalem yazmaz ki kitaplarda bulasın.

Kuralların olsun, ama kurallarını başkalarını dışlamak yahut yargılamak için kullanma. Bilhassa putlardan uzak dur, dost ve sakın kendi doğrularını putlaştırma! İnancın büyük olsun, ama inancınla büyüklük taslama!

Mühim olan yükseklere çıkıp hayata tepeden bakmak değildir; mühim olan ne kadar yükselsen de her şeye eşit mesafeden bakabilmektir.

Mum gibi erimiyorsa insan, yanıyorum dememeli. Yanmaktan korkuyorsa kişi, aşk kapısından girmemeli.

Mürşid mi arıyorsun? Etrafındaki ette kemikte arama, yüreğini bir yokla hele, ıssız mı, sessiz mi haykırışları. İşte ben soluğun olacağım, ta içinin içinden seni çıkartacağım celaleddin. Oyalandın, oyaladı gölgeler seni. Gel gör bendeki senleşen seni. Ben senelerdir sendeydim de, haberin yoktu!

Musikinin ritminde bir sır saklıdır; eğer onu ifşa etseydim dünya alt üst olurdu.

Nazlı nazlı yükselir köpük, derken pat diye sönüverir. Herzaman başkalarından öğrenmeye açık ol. En iyi bildiğin konularda bile köşeli düşünme, büyük konuşma. Cümlenin sonuna nokta değil, ünlem değil, virgül yahut üç nokta koy. Açık bir kapı bırak daima. Ne kadar bilsen de hiçbirzaman yeterince bilemeyeceğini unutma. Tevazudan şaşma. Ancak ozaman kurtulabilirsin bilginin cehaletinden. Diyor dost…

Ne diye böbürlenip büyükleniyorsun? Doğumun bir damla su, ölümün bir avuç toprak değil mi?

Ne zaman ki iyiliğim, kötülük olarak algılandı, anladım ki ben doğru yoldayım.

O bir arslan gibi savaşa atılsın, onun timsah gibi bir kalbi olsun! O yeryüzünde kendisinden başka kimseyi bırakmasın! Hatta kendisiyle bile savaşa girsin.

Olduğu ‘kadar’ olmadığı ‘kader’.

Olmadı diye sızlandığın duaya, gün gelir olmadı diye şükredersin..

Olurda bir gün mesafeleri aşıp bana gelirsen, yüreğinde rengârenk açan aşk ile gel.

Önce sevgiyi anlayalım. Allah bir insanı senin elinle ayağa kaldıracaksa, sen nasıl elini uzatmazsın ? Allah seni insanlara sevdirmek istiyor, Allah senin dağılmış parçalarını topluyor. Aşka nankörlük etme!

Otunu, suyunu bilmediğin gönüllerde koyun gütme, yoksa, kaçırcağın keçilere çobanlık yapamazsın!

Rahmetin kapısı her an açık. Senin kapın açık mı? Sen ona bak!

Sana affedilemeyecek kadar büyük hata yapan birine, akıl sınırlarının bittiği yerden başlayacak ceza vermek istiyorsan ; bütün samimiyetinle affet. Hissedilen her şeyi arşivleyen kader, kendisiyle en iyi biçimde ilgilenecektir.

Sana dilsiz, dudaksız sözler söyleyeceğim bütün kulaklardan gizli sırlardan bahsedeceğim bu sözleri sana, herkesin içinde söyleyeceğim ama senden başka kimse duymayacak kimse anlamayacak.

Sanmayasın ki; aşk akıl işidir. Gül ki her gönlün mürşididir. Kimini kokusuyla şad eder. Kimini de dikeniyle irşad eder.

Şaşarım seven insan nasıl uyur? Aşıka her türlü uyku haramdır.

Sen darda olduğun vakitlerde, sana bahşedilmiş olanlarla elinden geleni yaparsın en güzel çareleri düşünürsün uygularsın… fakat yine bir şeyler olmuyorsa o zaman teslim olmayıp kendini yerden yere vurman iyi bir durum değildir. Kendi iç huzurunu bozarsın daha direnmekle. Diren direnebildiğin kadar uygula sana verilmiş olanla, o anki imkânlarınla. Teslim ol demek elin kolun bağlı otur demek değildir. Sadece sen her imkânı denediğin halde olmuyorsa onda senin için belki daha değişik güzellikler olacaktır. Veya senin için hayırlısı neyse o olacaktır.

Sen nasıl bir pınarsın Mevlana’m, içtikçe daha çok susadığım.

Sen ol da; ister ‘yar’ ol, ister ‘yara’. Lütfun da başım üstüne, kahrın da…

Sen sevişmedeydin ay’la, ben’se gece’den olma, güneş’den doğma. Soğukluğuydun sen aşk’ın, ben yakan nar’ı sevdanın, dönüp duruyorduk bir yelkovan etrafında. Zaman günahlarını örterdi senin, ben çırılçıplak duruyorken ortada. Aşk geceydi, sen gün.

Sen teninle hayvan, ruhunla meleksin. Bunun için hem toprağa, hem feleğe gidersin.

Sende o var bu var, falan dedi var, falan anlattı var, peki sende senden ne var Mevlana?

Senin baktığına herkes bakar; ama senin onda görebildiğini herkes göremez.

Senin gönlün değişirse, dünya değişir.

Şeriat der ki: Seninki senin, benimki benim. Tarikat der ki: Seninki senin, benimki de senin. Marifet der ki: Ne benimki var ne seninki. Hakikat der ki: Ne sen varsın, ne ben.

Sevdiğini mertçe seven kişi, pervane gibi özler ateşi. Sevip de yanmaktan korkanın, masal anlatmaktır bütün işi.

Sevmek bu kadar güzelse, kim bilir sevmeyi yaratan ne kadar güzeldir.

Sevmeye layık olmayana hatırlayarak değerli etme. Dönmek mi istiyor, bir şans daha verme. Unutma sevgi yürekli olana yakışır.

Sevmeyene karınca yük, sevene filler karınca. Dağı bile taşır insan aşık olup, inanınca.

Şeytanda insandaki özelliklerin birisi hariç hepsi vardır.Şeytanda eksik olan tek nimet aşk…şeytanın insanı çekememesi aşksızlığındandır.

Sığ suları en hafif rüzgarlar bile coşturabiliyor. Derin denizleri ise ancak derin sevdalar. Anladım ki, derin ve esrarengiz olan her şey susuyor. Anladım ki susan her şey derin ve heybetli.

Şikayet edeceksen şikayeti, kendi nefsine et.

Söylediklerimin hepsinden vazgeçtim, pişman oldum. Çünkü ne sözde mana, nede manada söz kaldı.

Sözler hakikat değildir ağızdan çıkan seslerdir. Hakikati öğrenmek için söze değil, yaşamaya ihtiyaç vardır.

Şu hayatta tek başına inzivada kalarak, sadece kendi sesinin yankısını duyarak, hakikati keşfedemezsin. Kendini ancak bir başka insanın aynasında tam olarak görebilirsin.

Şükret! İstediğini elde edince şükretmek kolaydır. Sufi, dileği gerçekleşmediğinde de şükredebilendir.

Uzun yollardan geldim, sana geldim. Yoruldum, duruldum, bir nehir bunca sene yatağını mı arar? Aradım. Aktım. Aç sadrını sana geldim, beklediğin bendim, aradığım sendin..!

Ve bilesin üstüne aşkı giydirdiğim bu yüreğe ben söz verdim, hiçbir harfi, sensiz bir cümleye kurban etmedim.

Ya kor yürekli olmalı insan, ya da kor barındıracak yürekli.

Ya tam açacaksın yüreğini, ya da hiç yeltenmeyeceksin! Grisi yoktur aşkın, ya siyahı, ya beyazı seçeceksin.

Yaşarım mutlu olurum, yaşarım mutlu ederim, tabiki mutsuzda olurum; ama yaşadığım sürece umutsuz, şükürsüz olmam. Aldatmaya çalışanlar, aldanırlar, güvenim kaybedilir hep, ama ben hep kazanırım.

Yaşarken anlayamadıkları değerleri, öldükten sonra anlamanın kimseye faydası yok. Sevdiğinizi dirileştirmenin yolu, hayatın tazeliğinde itiraf ve ifade etmektir.